The Yellow Dogs: İran Underground Müziğinde Özgürlükten Ölüme Yarım Kalmış Bir Öykü

Ä°lgili resim

The Yellow Dogs: Soldan itibaren öldürülen kardeşler Arash ve Soroush Farazmand ile Siavash Karampour ve Koory Mirz.

Devrim sonrası İran’da müzik, teokrasiden kısmi liberalizasyona oradan yeniden kısıtlamalara ve sivil hayat ile devlet düalizmine farklı dönemeçlerden geçti. Bu kapsamda, her tür müziğin hükümetten yasal onay alması gerektiği devrimin ilk yirmi yılının sonunda aşamalı olarak underground gruplar ortaya çıkmaya başladı. Bu gruplar rap, rock, metal, heavy metal ve hükümetin yasal izin yazısı vermediği diğer türlerde müzik yapıyorlardı. Bütün müzik sektörünün bütçesi hükümetin elinde olduğu için de bağımsız olarak çalışmak zorundaydılar. 1997 yılında Hatemi’nin Başkan olmasıyla başlayan süreçte aşamalı olarak ortaya çıkan İran underground müziği (mūsīqī-i zīr-i zamīn) içerisinde rock, rap ve alternatif müzik(mūsīqī-i alternative) gibi pek çok tür yer alıyor; başlangıçta sadece rock üzerinden şekillenirken zamanla rock terimine sığmayacak şekilde gelişerek heavy metal, hip  hop gibi türlerle ayrık kimlikler kazanmaya başlıyordu.

2009 yılı Cannes Film Festivalinde jüri özel ödülü kazanan, İran’lı yönetmen Bahman Ghobadi’nin “No One Knows About Persian Cats” (Kimse İran Kedileri Hakkında Bir Şey Bilmiyor) adlı film İran underground müziğini ilk kez batılı izleyicinin dikkatine sunan bir yapım olarak dikkat çekiyordu. Underground grupların devlet baskısına rağmen ayakta kalma çabaları filmin konusunu oluşturuyordu.

Kuşkusuz cinnet haline ulaşmış devlet terörünün sivil karşılığı taksiye bindikleri zaman pop müzik çaldığı veya düğünde dans müziği çaldığı için ağlayan devletin fanatikleştirdiği lümpen proleteryadan ve dahi prekaryadan başka bir şey değildi. Ülkenin orta sınıfı ile proleteryadan prekaryaya evrimleşmiş yığınlar arasındaki korkunç uçurum, hayat tarzlarını bile underground olarak yaşamak zorunda kalmış bir sınıfa neden olmuştu. Bizler için gayet normalleşmiş  günlük edimlerin bile yasak olduğu bir ortamda büyümüş olan gençler  kendi yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Örneğin diasporada yaşayıp da tatile İran’a gelen gençler, kuzenlerinin müziğe ulaşma hakkını desteklemek için yanlarında kaset ve CD’ler getiriyorlardı. Karaborsa, batı müziğine ulaşmak için tek yoldu. Marjane Satrapi’nin eseri “Perspolis”te küçük Marjane’in Iron Maiden kaseti aldığı sahnenin benzeri durumlar her an yaşanabiliyordu.

Müziğe savaş ilan etmiş böylesine bir ülkede müziksever olmak zor olduğu gibi müzik icracısı olmak da beraberinde çeşitli kısıtlamalar ve zorluklar getiriyor. Kayıtlarınızı ev tipi stüdyolarda yapmak zorundasınız. Öyle ki “No One Knows About Persian Cats” filminde de görüleceği üzere polisin tutuklama riskinden kaçmak için ahırdan bozma bir stüdyoyu da tercih edebiliyorsunuz. Legal gruplar da mevcut olmakla birlikte bunlar da ancak hükümetin izin verdiği şekilde çalmak ve söylemek zorundalar. Şarkıları sansür uygulayan kamu kuruluşları tarafından düzenli olarak izleniyor.

Tüm bu koşullar doğrultusunda bazı gruplar ülke dışına çıkarken bazıları da halen İran’da mücadele veriyorlar. İran’da müzikal serüvenine başlayıp yurtdışında hayatını sürdüren gruplar arasında en tanınmış ve sansasyonel olanlardan birisi de The Yellow Dogs. 2006 yılında Tahran’da kurulan grubun 11 Kasım 2013’de Brooklyn’de gerçekleşen silahlı bir saldırıda iki kurucu üyesini kaybetmesi takipçileri ve genel anlamda müzik dünyasını derinden etkiledi, halen de güncelliğini koruyor.

The Yellow Dogs, İngilizce söyleyen ve kendilerine referans olarak Joy Division ve  Talking Heads’i alan bir gruptu. Gitarist  Soroush (LooLoosh) Farazmand ve basçıları Koory Mirzeai, 2005-2006 döneminde bir başka underground grup olan Hypernova’da çaldılar. Hypernova, İran’dan ayrılmaya karar verince İran’da kalan bu iki müzisyen, davulcu Ziiina ve vokalist gitarist Siavash “Obash” Karampour’u  aralarına alarak Yellow Dogs’u kurdular. Tahran’da punk, hippy ve patencileri ile ünlü olan Ghoory adlı parkta grup üyeleri ilk kez bir araya geldi.

İlk konser mekânları, arkadaşları olan Free Keys grubunun kullandığı bir bodrum katı garajdı. Free Keys’in davulcusu  Arash Farazmand, Yellow Dogs’un gitarsti LooLoosh’un ağabeyi idi. Bir gün Free Keys’in  vokalist ve gitaristi Pooya tüm pencere ve duvarlara ses yalıtımı yapabileceklerini ve bazı duvarları da yıkarak canlı gösterileri için bir yeraltı mekanı yapabileceklerini söyledi. İki grup 1 ay boyunca birlikte çalışarak mekanı yeniden ürettiler ve sahnesiyle, ışığıyla 200 kişi kapasiteli gerçek bir underground rock mekanı yaptılar.

Öte yandan, grubun fark edilmemek için ortaya koyduğu her türlü çabaya rağmen ikinci konserlerinden sonra komşuları tarafından polise ihbar edildiler. Bunun üzerine Tahran’ın dış mahallerinden birinde bir prova mekânına geçmek zorunda kaldılar. Tam da bu dönemde Sarhoş Atlar Zamanı adlı filmiyle tanınan Kürt-Pers yönetmen Bahman Ghobadi ile tanıştılar ve yarı kurgusal ‘No One Knows About Persian Cats’ filminde yer aldılar. Filmde yer alan bir sahne grubun o dönemki ruh halini gayet hoş bir biçimde ortaya koyar.  Nitekim bir sahnede, yolun karşısında yaşayan genç bir çocuk onların çaldıkları müziği duyup polise onları ihbar eder; bunun üzerine grup üyeleri içinde bulundukları durumun saçmalığı karşısında gülme krizine girerler.  

Film gösterime girdikten sonra ülkede yasaklanırken 2009 Cannes Film Festivalinde Jüri Özel Ödülü aldı. Bu durum ise filmde gözüken grupların İran’da pek de istenmeyen bir şekilde ilgi görmesine neden oldu. Gerçekten de  Ghobadi  ile filmin pek çok oyuncu ve teknik ekibi filmin piyasaya çıkmasını takiben ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.  Basçı Karampour , bu dönemi şu şekilde anımsıyor: “Birden hükümet bizimle çok fazla ilgilenmeye başladı. Filmdeki müzisyenler hakkında bir televizyon yayını başladı. Bu yayında bu müzisyenlerin satanist olduğu, hepsinin idam edilmesi gerektiği ve tanrıya inanmadıkları ifade ediliyordu. Bu yayını izledikten sonra ‘Abi, bu işler kıçımızda patlamadan bir an önce ülkeden ayrılmalıyız’ dedik.”

Tam da bu dönemde CNN’den Reza Sayah,  grupla gayet yüksek profilli bir röportaj yapınca kendilerini daha da güvensiz hissettiler. Bunun üzerine 2009 sonunda İstanbul’a geldiler. 8–9 Aralık  2009’da Amerika Vizesi için grup, İstanbul’da Amerikan Konsolosluğu tarafından mülakata alındı. Grubun, İran Yeşil Hareketi, İran Karşı Kültürü, ifade özgürlüğü, uyuşturucu kullanımında trendler ve otoriter devlette müzik konularındaki görüşleri sınıflandırılmamış bir ABD Devlet Departmanı dokümanında toplandı. “Iran/Kültür: Demek  Rock And Roll Yıldızı Olmak İstiyorsun” adlı rapor daha sonra Wikileaks kapsamında sızdırılacaktı.

Grubun ilk legal konseri 22 Ocak 2010’da İstanbul’da Peyote’de Cemiyette Pişiyorum adlı Türk punk grubuyla birlikte verdikleri konserdi. Bu konserden az da olsa bir para kazandılar ki bu, grubun ilk ticari kazancıydı. Grup, konserden iki gün sonra New York’a kardeş grup Hypernova ile bir araya gelmek üzere uçtu. İkinci legal konserleri ise Brooklyn’de Cameo Gallery’de verdikleri konserdi. Santos Party House, SXSW festival gibi ortamlarda çaldılar. Bu dönemde İstanbul’da yaşayan Clément Girardot da onlarla hemen ABD’ye geçişlerinin akabinde bir e-posta röportajı yaptı.

13 Nisan 2010’da Milan Records “No One Knows About Persian Cats” filminin müziğini yayımladı. Bu toplamada The Yellow Dogs da “New Century” adlı eseriyle dâhil oldu. CD’nin kapağında grubun basçısı Koory de yer aldı.

2011 yılında Free Keys’in davulcusu Arash Farazmand da Free Keys’den ayrılıp Yellow Dogs’a geçiş yaptı. Free Keys de yakın zamanda ABD’ye yerleşmişti ve Yellow Dogs ile aynı evi paylaşıyorlardı. Ali Akbar Mohammed Rafie de Free Keys’in kendi basçısı vize alamadığı için onun yerine basçı olarak grupta çalmış ve bir süre sonra davranış sorunları, müzikal anlaşmazlıklar nedeniyle gruptan çıkartılmıştı.  

11 Kasım 2013’te Ali Akbar Mohammed Rafie 18 aylık bunalımlı dönemin akabinde iki grubun ortak evinde gitarist Soroush Farazmand ve davulcu  Arash Farazmand kardeşler ve grubun konuk vokalisti Ali Eskandarian’a  yönelik bir silahlı saldırı düzenleyerek ölümlerine neden oldu. Rafie daha sonra kendini vurarak intihar etti. Saldırıdan o anda evde bulunmayan Koory Mirzeai ve Siavash “Obash” Karampour kurtulabildi.   

Grubun sağ kalan elemanları Koory Mirzeai ve Siavash “Obash” Karampour, bu saldırıdan sonra grubu devam ettiremedi. Bu nedenle grup, kuruluşundan sonunu getiren saldırıya kadar ancak 2 EP (2011’de In The Kennel ve 2012 yılında da Upper Class Complexity)  ve 1 single (2011 yılında Gastronomic Meal ) yayımlayabildi.

Devletin kısıtlayıcı ve kategorize edici totaliter tavrına rağmen birey olma yolunu seçmiş genç müzisyenlerin modern tavırlı müziği, İran’ın siyaseten konumlandığı yerin dışında yaşayan sahici ve sivil bir müzikal hareketi temsil ediyor. Yellow Dogs, başlarına gelen talihsiz ama bir o kadar da şaibeli saldırı ile İran’daki değişim rüzgârlarının ve onun müzikteki karşılığının güncel bir simgesi durumunda… Bu simgeyi İran içi ve dışında özledikleri hayatın müziğini yapan ismini sayamayacağımız kadar çok grup takip ediyor. Hem de bağımsız müzik sahnesi olduğunu iddia eden pek çok ülkeden çok daha fazla bir çeşitlilikle…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s